Ailede Eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ailede Eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Kasım 2020 Cumartesi

ÇOCUKLARDA KRİZ YÖNETİMİ

 Çocuğumuzun Tutturma ve Ağlamalarıyla nasıl Baş ederiz? Kriz yönetiminde; kesin, net, denenmiş çözümler bu yazıda.

Biyolojik ve psikolojik yönden sağlıklı oldukları halde, kurallara karşı gelen, ağlayan, isteğinde direten çocuklara bazı yöntemler uygulayarak onları kırmadan; sakinleşmelerini, kurallara uymalarını sağlayabiliriz

Bir kişi çocuğuna sözünü dinletemiyorsa; bu, çocuğun söz dinlemediğinden değil, o kişinin çocuğa sözünü dinletemediğindendir.(Üstün dökmen konuşması)

Çocuk sizin güç gösterileriniz, acındırmalarınızdan ziyade, uygulayacağınız yöntemlerle sağlıklı bir kişilik kazanacaktır.

Öncelikle çocuğumuzun ağlama ve tutturmalara alışmaması ya da alışmışsa çocuğumuzu bu davranışından vazgeçirebilmek için uygulayabileceğimiz tavır ve yöntemleri gözden geçirelim.

ÇOCUĞU ÖNCEDEN BİLGİLENDİRİNİZ, ÖNLEMLERİNİZİ ÖNCEDEN ALINIZ.

 Çocuklar yeterli bilgi ve deneyime sahip olmadıkları için olası olaylar, çocuğun başına gelmeden önce, ne yapmaları gerektiği oldukça kısa ve net olarak çocuğa açıklanmalı. Çocuklar, ilk kez karşılaşacakları ortamlarda nasıl davranacaklarını bilemezler. Oyun parkına, alışverişe, bir yere konuk olarak giderken, konuk geldiğinde vb. durumlarda önceden nasıl davranacakları çocuğa açıklanırsa; büyük olasılıkla çocuk, nasıl davranacağını bilerek, öğrettiklerinizin çoğunluğunu uygulayacaktır. (Hepsini uygulamasını beklemeyin) Öğretmediğiniz durumlarda ise, ne yapacağını bilemeyen, bocalayan çocuk, ilkel istekleri ve dürtüleri doğrultusunda hareket edip sizleri zor durumda bırakacaktır.

Benzer biçimde çocuğunuzu karşılaşabileceği tehlikeleri önlemek için önlemlerinizi önceden alınınız ya da çocuğunuzu aşırıya kaçmadan takip ediniz.

ÇOCUĞA AŞIRI KIZMAMA, BASKI YAPMAMA

Çocuğa aşırı kızmak, zorla susturmak ve baskı yapmak, çocukta tepkiye ya da doğal eğilimlerini içine bastırmasına neden olabilir. Aşırı uysallık veya inatçılığa sevk edebilir. (A.Yörükoğlu) Sakin, net ve kararlı olduğunuzda daha etkili olacaksınız.

ÇOCUĞUMUZLA KONUŞMA

Hatasız insan olmaz. Çocuğumuzun önemli hatalarından sonra, onu karşımıza alıp kızmadan, korkutmadan hatası ile ilgili sakince konuşup gerekli bilgileri verebiliriz. İkna edebilirsek o hatayı yapmamaya çalışacaktır. Çocuğumuz, fazla nasihat çekilmeden ara sıra kendisine bir şeyler öğretilmesini hoş karşılar, hatta zevk alır. Çünkü öğrenmek bir ihtiyaçtır.

Bu konuda önemli olan, konuşma ve bilgilendirmemizi kriz anında değil ortam sakinleşip yumuşadıktan sonra ve olay, gündemden düşmeden önce yapmamız önemli.

ÖDÜL VE GÖRMEZDEN GELME YÖNTEMİ

Bu yöntemi uygulayarak çocuğumuzu istediğimiz şekilde terbiye edebiliriz. Bu önemli konu ayrı bir yazıda ele alınmıştır. Bk. TekYöntemle Terbiye.

Burada dikkat edeceğimiz  nokta, çocuğun olumlu davranışlarını ara sıra “aferin” vb. sözel ödülle ödüllendiriyoruz. Olumsuz davranışını bırakması için herhangi bir ödül önermiyoruz. “Susarsan sana çikolata veririm” dediğimizde, o an sussa bile, ileri zamanlarda çikolatayı almak için ağlamayı alışkanlık haline getirecektir. Böylece ödülle çocuğumuzun olumsuz davranışını pekiştirmiş oluruz.

 SAKİN KALMA

Başkalarıyla ya da çocuğumuzla oluşabilecek bir kriz anında uygulanabilecek yöntemlerin en önemlilerinden biridir.

Çocuğumuz inatlaşıp isteğinde direttiği zamanlarda sakin kalıyoruz; ona herhangi bir tepki vermiyoruz. Çünkü ona kızmak, inatlaşmak, kendimizi acındırmak, ağlamak, yalvarmak gibi tepkiler çocukta yeni etkiler bırakarak olayı alevlendiriyor; olay daha büyüyüp içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Bu tür yöntemler, uzun vadede çocuk için daha sakıncalı olabiliyor. 

Ağlayan, inatlaşan çocuğumuza, “Sen susuncaya kadar bekliyorum” deyip bekliyoruz ya da kendi normal işimize dönüyoruz. Çocuk eylemini bir süre sürdürüyor. Bizden herhangi bir tepki alamayıp bir sonuç elde edemeyince, çocuk borusunun ötmediğini görüp sakinleşiyor.

 Çocuğun istekleri, sakin zamanında karşılanmayıp öfkeli zamanında karşılandığında, sözünde diretmeye ve inatçılığa alışıyor.

 Çocuğunuz sözünde diretme ve inatçılığa alışkınsa, yöntemden kısa zamanda sonuç beklenmemeli. Bu yöntemle birlikte diğer yöntemler de uygulanmalı. Ancak bu tavrımızı sürdürürsek, çocuktaki inatlaşma giderek azalacaktır.

İSTEĞİNİ ERTELEME

Her türlü yöntemi uygulayıp önlemlerimizi aldığımız halde isteğinde direten çocuklara uygulayabileceğimiz bir eğitim yöntemidir.

Çocuk içinden gelen istek ve dürtülerini (canının istediklerini) kontrol etmesini bilemediğinden, içten gelen bu istekleri doğrultusunda diretme ve inatlaşmaya girmektedir. Yavaş yavaş bu istek ve dürtülerini kontrol etmeye alışması için, kısa bir süreden başlayarak ve giderek süreyi uzatarak isteklerini erteliyoruz. Bize güvenebilmesi için o sürenin sonunda isteğini kesinlikle yerine getiriyoruz. Ör. Süt içmek için direten bir çocuk varsayalım. Saatte yelkovanı göstererek,  “Bu yelkovan şuraya gelince (5 dakikalık) sütünü vereceğim.” diyoruz. O arada ne yaparsa yapsın sütünü vermiyoruz. Gösterdiğimiz yere gelince o istemese bile sütünü veriyoruz. (O sırada çocuğun içten gelen isteği kaybolmuş olabilir.)

5 dakikaya alıştıktan sonra zamanla süreyi 10.20.30… dakikaya çıkararak “canının istediğini” kontrolde onu eğitiyoruz. Tüm isteklerinin karşılanamayacağını belirtiyoruz. Sonraki zamanlarda, istek ve dürtülerini kontrol etmeye ve ertelemeye alıştığı için çocuğumuz, eskisi kadar diretmiyor.

 Dürtülerimizi, bu anlamda nefsimizi, kontrol konusunda, biz büyüklerin bile fazla başarılı olamadığını hatırlatalım.

MOLA

İnternetten edindiğim bilgiler kadarıyla hatalı, kabul edilemez davranışları olan çocuklara bu yöntem uygulanıyor. Çocuk, odasında veya başka bir yerde kısa bir süre kendi başına bekletilerek (mola) hatalarını düşünme fırsatı veriliyor. Çocuğun olumsuz olarak etkilenmemesi için, profesyonellik gerektiren ve karşıt görüşlerin olduğu bu konuda sorumluluk almak istemiyorum.  Kendinizin araştırma yapmanızı öneririm.




DİKKATİNİ BAŞKA YÖNE ÇEKME

Çocuklarımı büyütürken benim de uyguladığım etkili ve etkisini hemen gösteren bir yöntemdir. Çocuk isteğinde diretip ağladığında, çocuğun dikkatini başka bir şeye yönlendiriyoruz, krize neden olan etkeni unutturuyoruz. Böylece çocukla kavga, gürültüye girmeden sorunu çözüyoruz. Ör. Ağlayan bebeğinizin gözünün önünde onun korkmayacağı renkli mendil, peçete ses çıkartan veya ışıklı bir oyuncağı hareket ettirin çocuk ne oluyor diye o nesneye bakarken susacaktır, oyalamayı biraz sürdürürseniz ağlamayı da unutacaktır. (Hemen deneyebilirsiniz)

Ağlama ve kriz anında, kendine oyalanacağı bir şey; oyuncak, yiyecek vb. verilebilir. Oyun veya herhangi bir etkinliğe yöneltilebilir.  Herhangi bir şey veya kitap, gazete vb.deki resimler gösterilebilir. Televizyonda herhangi bir şeye dikkati çekilebilir. Böylece çocuk, dikkatini çeken yeni şeye odaklanırken kriz ve ağlamasına neden olan uyarıcıyı unutur.

Aşağıda belirtilen yöntemleri uygulayarak çocuğumuzun dikkatini başka yönlere çekebiliriz:

A)     OLAY YERİNDEN UZAKLAŞTIRMA

Çocuğumuzun ağladığı veya inatlaştığı olay yerinden uzaklaşırsak yeni ortamdaki yeni uyarıcılar çocuğun dikkatini çeker ve çocuk önceki olayı unutur. Ör. Markette bizim almak istemediğimiz bir şeyi, al diye tutturuyorsa onu marketin başka bir bölümüne götürdüğümüzde yeni şeyler dikkatini çekecek ve önceki durumu unutacaktır. Sakıncalı bir nesne ile oynayan çocuğumuzun oradan uzaklaştırıp eline yeni şeyler verebiliriz .

Bununla ilişkin olarak çocuğumuz birileriyle kavgaya tutuşmuşsa, onlara zarar veriyorsa, çocuğumuzu o ortamdan uzaklaştırırız; arkadaşlarına zarar verdiği için uzaklaştırdığımızı, kendisine anlatırız.

B)      SORU SORMAK, SEÇENEK SUNMAK

Çocuğa kriz anında ilginç bir soru sorduğumuzda veya seçenek sunduğumuzda dikkatini o yöne çekerek eski olayı unutturmuş oluruz.  Yönteme alışınca ve yöntem iyi uygulananınca önemli ölçüde yararlı sonuçlar alınıyor. Ör. Bir kriz anında çocuğa, “Köpek geceleyin dışarıda üşür mü?”  diye sorup arkasından konu ile ilgili başka sorular sorabiliriz. Çocuk markette ağlıyorken, markette alacaklarımızı göstererek seçimi ona yaptırabiliriz. Evdeki oyuncaklarla ilgili sorular sorabiliriz.

 Seçenek sunma yöntemi, ara sıra uygulandığında, bazı kararlarda kendi görüşünün alındığını anlayan çocuk, bundan memnunluk duyar, özgüveni artar.

C)      KUCAĞA ALMA

Özellikle küçük yaştaki çocukları sakinleştirir, rahatlatır. Çocuğun kucağa alışmaması için, ara sıra uygulanmalı.

D)     ÇOCUĞU OYALAMA

Çocukla anlaşmazlık anında çocuk, herhangi bir etkinliğe yönlendirilir. Çocuklar oyalanacak her hangi bir şey bulamayınca canları sıkılır ve huzursuz olurlar. Çocuklar; Oyun, oyuncak, resim, oyun hamuru, televizyon, bilgisayar, oyun parkındaki oyuncaklar vb. nesnelerle kararınca oyalanırsalar, hem krize hem de can sıkıntılarına çözüm üretilmiş olur.

 Kendilerine bu konuda biraz rehberlik yapılmış çocuklar, kendi kendilerine oyalanacak bir şeyler bulup onunla meşgul olabilirler.

ÇOCUĞUMUZLA DOĞRUDAN İLİŞKİ KURMA

Çocukla doğrudan ilişki kurarsak, çocuk sınırları, kuralları öğrenir. Tepkilerimize göre davranışlarını değiştirir.  Onun için çocuğumuzla öncelikle normal ilişkilerimizi sürdürmeliyiz. Başa çıkamadığımız durumlarda yukarıdaki dikkatini başka yöne çekme yöntemlerine başvurabiliriz. 

Çocuğumuza uygun kendi geliştirdiğimiz yöntemleri uygulayabiliriz. Burada, her çocuğa uygun, farklı yöntemler, seyrek aralıklarla uygulandığında daha verimli olabilmektedir.

DAVRANIŞIN NEDENİNİ ARAŞTIRMA, DOKTORA, UZMANINA BAŞVURMA

Çocuğun olumsuz davranışlarına çözüm üretemediğimiz durumlarda çocuktaki o davranışın nedeni araştırılmalı.  (Niye öyle davrandığını kendisine sorabiliriz.)

Çocuk bizi örnek aldığından ve çocuğumuzu biz yönlendirdiğimizden öncelikle kendimizi gözden geçirmeliyiz. Çocuğa yaklaşım tarzımız ve yöntemlerimiz eğitsel olmayabilir. Ör. Çocuğa daha yararlı olacağını düşünerek çocuğu aşırı sevip kollayabiliriz. Oysaki her şeyin aşırısı gibi, çocuğu aşırı sevip korumak da sakıncalı. (Anne- babaların yeteri kadar eğitilmediği bu konularda yazılarımla yararlı olmaya çalışıyorum)

Bazı durumlarda, çocuğu o davranışa iten bizim tahminlerimizin dışında farklı nedenler olabiliyor. Çocuğumuzun biyolojik ve ruhsal yapısından kaynaklanan sorunlar veya çevresel bazı etkenler çocuğumuzu istemediğimiz o davranışa sürükleyebiliyor.

 Çözüm üretemediğimiz her konuda olduğu gibi, bu konuda da çözüm üretemediğimizde, doktor ve uzmanına başvurmayı alışkanlık haline getirelim. Unutmayalım, HER SORUNUN KESİNLİKLE BİR ÇÖZÜMÜ VARDIR.

 

3 Ekim 2020 Cumartesi

İKİNCİ, ÜÇÜNCÜ YAŞLARINDA OLAN ÇOCUKLARIN ÖZELLİKLERİ VE EĞİTİMLERİ

 

Anne babaların çocuklarını eğitirken en çok zorlandıkları çocuğun dönemi; çocuklarının ikinci, üçüncü yaşlarıdır, diyebiliriz.

Çocuk; ayakta durma, yürüme, konuşma gibi becerileri kazanmasıyla önemli ölçüde anneye bağımlılıktan kurtulmuştur. Çocuğun 12-36 aylık bu yıllarına Erikson, “Çocuğun Özerklik Dönemi” adını vermiştir. Bu dönemde çocuk, kendini çevresinden ayrı bir varlık olduğunu algılamaya başlar; bağımsız davranma, seçim yapabilme vb. yetilerinin temelleri bu dönemde atılır.

Bu dönem, çocuğun olumlu kişisel ve ruhsal özellikleri kazanması açısından önemlidir. Kişiliğinin büyük bölümü 6-7 yaşından önce şekillendiğinden, bu dönem iyi yönetilmezse ileride bazı kişilik sorunları ile karşılaşılabilir.

Psikanalitik Kurama göre, insanın ruhsal gelişimi, 0-3 yaşları arasında anneyle (veya annenin yerini tutan kişiyle) ilişkiler içinde biçimlenmektedir. Freud’a göre: “Yetişkinin davranışını, çocukluğundaki fazla doyum ya da doyumsuzlukları nedeniyle saplanıp kaldığı içgüdüleri yönetmektedir.” *

 


12-36 AYLIK ÇOCUKLARIN ÖZELLİKLERİ

 

DENEYİMSİZDİRLER, TEHLİKELERDEN HABERSİZDİRLER, HER TÜRLÜ YAŞAM OLAYLARINI TEST EDERLER

Tehlikeli- tehlikesiz, doğru- yanlış, iyi- kötü, ayıp- normal- anormal vb. kavram ve davranışlarla ilgili hiçbir bilgi ve tecrübeleri yoktur. Yanına köz koysanız, eline alıp ağzına atmak ister. Eline geçirdiği ilaçların hepsini yiyip bitirebilir. Balkondan sarkar vb.

Deneyimsizliği nedeniyle yapabileceği büyük yanlışları fiziksel olarak engelliyoruz. Ör. Kibritle oynuyorsa, kibriti elinden alıp başka bir şey veriyoruz.

Çocuğumuzu tehlike ve büyük hatalardan korumak için kural ve sınırlamalar getiriyoruz. Onun tehlike ve yanlışlara düşmemesi için, ara sıra; net, açık, kısa bilgiler veriyoruz.

 Kazalara karşı gerekli önlemlerimizi alıyoruz. Deneyim kazanması için ufak tefek kaza ve yanlışları yaşayabilir. Eşyalarımıza küçücük zararlar verebilir.

Dikkatli, soğukkanlı olunmalı. Kesici, batıcı, yaralayıcı eşyalar ortadan kaldırılmalı. Değerli eşyalar uzanamayacağı yerlere konulmalı.

Yere düşünce, çoğunlukla kendi kalkıyor. Düşmesinden kendi sorumlu, başka bir şey suçlanmıyor.

Çocuk özellikle kendi deneyimleri, çevreden gördükleri, sizin öğretim ve denetimlerinizle yaşam tecrübeleri kazanacak; yanlışlar, doğrular zihninde şekillenecek ve bu doğrultularda ruhsal, kişisel ve toplumsal gelişimini sürdürecektir.

SALDIRMA EĞİLİMLİDİRLER

Doğuştan getirdikleri bu eğilimlerini, başkalarına vurarak, tırmalayarak ısırarak vb. yöntemlerle gerçekleştirirler. Bu gibi davranışlara çocuk alıştırılmamalı, elleri tutulup “hayır” denilerek engellenmeli.

“Saldırganlığını dışa atmasına yarayacak gürültü çıkaran oyuncaklar, tahta tokmaklar,   itilen çekilen arabalar vb. oyuncaklardan yararlanılabilir.” **

Parka, bahçeye, doğaya çıkarılmalı. Bağırmasına çağırmasına, koşmasına, atlamasına yuvarlanmasına kendini her şekilde ifade edebilmesine izin verilmeli. Oynayarak, hareket ederek çocuk enerjisini boşaltabilmeli.

KİRLİ, PASAKLIDIRLAR

Yine deneyimsiz oldukları için, kendi dışkısıyla, rastladığı pis diye nitelendirebileceğimiz başka şeylerle oynamaya, sağa- sola saçmaya, kendine ve başka yerlere bulaştırmaya eğilimlidirler.

 Kızmadan bilgilendirme, dikkatini başka yöne yönlendirme, o tür nesneleri erkenden ortamdan uzaklaştırma veya çocuğu o ortamdan uzaklaştırma gibi yöntemler burada da uygulanabilir

“Su, çamur, kille oynanmasına fırsat verilmeli bulaştırma ve kirletme eğilimleri karşılanmalı.”**

Banyo yapmadan önce suyla oynatılırsa, çocuk severek ve isteyerek banyo yapacaktır.

YARAMAZDIRLAR

Bu yaştaki çocukların yaramaz olmalarını, ruhbilimciler ve eğitimciler normal karşılamaktadırlar. Tam tersine sakin ve büyükler gibi olanlarını olağan olarak karşılamamaktadırlar. Bu yaş çocukları, dünyayı tanımaya, keşfetmeye yeni başlamıştır. Her şeye meraklıdır; araştırır, karıştırırlar. Doğal olarak, bu özelliklerini çevrelerine yansıtırken “yaramazlık” diye yorumlayabileceğimiz bir şekilde sergilerler. Kısaca, tatlı yaramazdırlar.

Örneğin: oyuncakları varken ev eşyalarıyla oynarlar. Biz onların eşyalarla oynadığını sanırız. Oysa onlar yeni tanımaya başladıkları o eşyaların ne olduklarını tanıyıp meraklarını gidermeye çalışmaktadırlar. Tıpkı bizim ilk gördüğümüz, merak ettiğimiz varlıklar gibi.

Siz eşyalarla oynamayı yasaklasanız bile, o merakını gidermek için gizlice onlarla oynayacaktır. Doğrusu: sizin gözetiminizde eşyaları incelemeleri.

Kendisine zarar gelmeyecek eşyaları, yeni alınan eşyaları ve oyuncakları beraberce inceleyin, daha sonra kendi kendilerine eşyalarla oynamamalarını öğretin. Gösterdiğinizin ne olduğunu anlatın. Eşyayı elletin, gözletin; içini, dışını, parçalarını (zarar gelmeyecekse) gösterin. Böylece hem merakını giderecek, merakını giderdiği için eşyalarla oynamaya fazla istek duymayacak; hem de sizin gözetiminizde eşyaları incelemeye alışacak, kendi kendine oynamayacak.

Başlangıçta belli bir süre oyuncaklarla birlikte oynayın. Oyuna yoğunlaştıktan sonra o tek başına oyuncaklarıyla oynamaya devam edecektir.

Yanıcı vb. kazalara neden olabilecek eşyalarla oynanmayacağını belirtip onlara yaklaştırmayın. Aşırıya kaçmadan gizliden takip edin. Diğer eşyaları beraberce tanıdıkları için tehlikelilere, sözünüze inanarak fazla yaklaşmayacaklardır.

“Çocuğa rahatça oynayabileceği döküp saçacağı bir yer ayrılmalı”**

ÇOCUK SÜREKLİ OLARAK SİZİ TEST EDER

 Çocuğun yaramaz olmasının diğer bir nedeni, özgürlüğünü, farklı bir kişi olduğunu kendi gücünü deneyen çocuk, kendini göstermek ve kanıtlamak için sizin dikkatinizi çekmeye çalışacak. Kendinin de doğru olup olmadığını bilemediği bazı davranışları sergileyip sizi ve sizin gücünüzü test edecektir. Örneğin: duvarları çizer

 Bu durumlarda olumlu davranışlarını destekleyin, Çocuğun olumlu davranışları görülmeli aferin nasıl yaptın vb. sözel pekiştirenlerle desteklenmeli.

 Olumsuz davrandığında, o davranışını sürdürmeye alışmaması için davranışıyla ve kendisiyle fazla ilgilenmeyin, onaylamayın, olumsuz tepkinizi verin, uyarın, öğretin, dikkatini başka şeye yönlendirin. Böylece çocuk, sizin ve çevredekilerinin tepkilerine, öğretimlerine ve kendi deneyimlerine dayanarak doğru ve yanlışları test edip zamanla ayırt etmeye başlayacak; kendi kendini yönetip denetleyecek; hem de güven duygusu pekişecektir.(bakınız: Tek Yöntemle Terbiye)

Kendi gücünüzü kaybetmeden, çocuğun bağımsızlığı desteklenip cesaretlendirilmeli.

 

TERSTİRLER, İNATÇIDIRLAR, İSTEKLERİNDE DİRETİRLER, AĞLARLAR

Çocuğumuz ilkel istekleriyle dünyaya gelmiştir. İçinden gelerek, isteklerinin karşılanmasını ve doyurulmasını istemektedir. Henüz istek ve dürtülerini kontrol etmeye alışmamıştır. Üstelik bebeklik döneminde tüm istekleri karşılanmıştır ve çocuk buna alışkındır. Bu nedenlerle çocuk inatçıdır, isteklerinde diretir, istekleri karşılanmazsa ağlar, hatta kendini yerden yere atar.

 Çocuk korkmadan isteklerini söyleyebilmeli. İstemesi ve bu konuda kararında mücadele etmesi, doğaldır; ayrıca faydalıdır. Çocuk kendi isteklerine ters düşen durumlarda görüşlerini kabul ettirmek için savaşım vermeyi öğrenecektir.

 Bu dönemde isteklerinin bir bölümü karşılanmalı; bazıları da karşılanmayarak nedeni ve tüm isteklerinin yerine gelemeyeceği somut olarak açıklanmalı. Böylece çocuk, istek ve dürtülerini kontrol etmeye ve ertelemeye yavaş yavaş alıştırılmalı.

Ağlayarak bir şey istememe kuralı hatırlatılmalı. İsteğinde diretme ve ağlama davranışından vazgeçirmek için, dikkati başka nesne ya da olaya yönlendirilmeli.

“Çocuk, ağır utandırmalar ve cezalarla karşılaşırsa, çocukta utanç ve kuşkuculuk duyguları yerleşir.”*** (Özellikle tuvalet eğitiminde)

ÇOCUK SEÇİM YAPABİLMELİ

“ Çocukta, bu evrede anlık karşıt eş-anlı iki eğilim arasında bir seçim yapabilme yetisi gelişmektedir. İşte bu evrede dışarıdan yapılacak denetim ve öğretiler, çocuğun seçim yapabilme yetisini aşırı uçlara götürmeyecek biçimde güven verici olmalıdır.”***

İsteklerini yerine getirme de olduğu gibi seçim hakkını kullanmada da dengeli davranılmalı. Seçimde söz hakkı sürekli onda biterse inatçılığa alışır; sizde biterse özerkliği zedelenir.

Fazla deneyimi olmadığı için tüm seçimi ona bırakmayıp sizin seçtiklerinizden ona seçim yaptırabilirsiniz. Ör. Elbise alırken sizin seçtiklerinizden, hangisini beğendiğini, sorabilirsiniz.

Her türlü yemeği yemeye alışması için bu yöntem bence yemeklerde uygulanmamalı. Yani yemek anında, “Hangi yemeği yiyeceksin? Hangi yemeği beğendin?” vb. sorular sorulmamalı. Ancak fazla yemesi ya da beğenmediği yemeği yemesi için çocuk fazlaca zorlanmamalı.

KURALLARI TANIMAZ, ONLARA UYMAK İSTEMEZLER

Çocuk, başlangıçta özerkliğini sınırsız bir özgürlük olarak kullanmak ister. Annenin kural ve sınırlamaları ile karşılaşıp, bir ölçüde anne ile anlaşmazlığa düşer. Eğitimli anne işi çekişmeye vardırmadan, çeşitli yöntemlerle üstesinden gelebilir. (özet)**

 Kural ve sınırlamalarla tamamen özgür olmadığını hissettiriyoruz.

Yavaş yavaş kural ve sınırlamaları koyup uygulamaya başlayın (bk. Çocuğumuza Kural, Sınır Koyma)

KENDİNE ZARAR VERME

Çocuk, isteklerini normal yollardan elde edemiyorsa, farklı her yönü denemeye kalkar. Ağlama, size baskı yapmanın dışında, eğer kendine zarar vererek, sizi yola getirebiliyorsa bu yöntemi deneyecektir. Bu yöntemle sizi etkilediğini anladıysa kabul edemeyeceğiniz isteklerinde, o da kendine zarar vermenin dozunu giderek artıracaktır. Böylece durum, giderek içinden çıkılmaz bir hale dönüşecektir.

 Başlangıçta normal yöntemlerle istekleri karşılanmalı; diğer olumsuz yöntemlere alıştırılmamalı. Fazla zorbalık ediyorsa istekleri karşılanmayıp çocuğun sakin bir zamanında nedeni açıklanmalı. Çocuk kesinlikle sizin kontrolünüzü ele geçirmemeli.

Huysuzlaştığında ilgi göstermeyin, sakinleştiğinde daha çok ilgi gösterin ve isteklerini karşılayın. Çocuğunuzla yukarıdaki sorunlara benzer sorunlar yaşıyorsanız, sonraki yazıyı mutlaka okuyunuz.

ÇOCUK SİZDEN İLGİ BEKLER

Çocuğu koşulsuz sevin, ilgilenin, çabalarını takdir edip yüreklendirin. Sorularını yanıtlayın. Meşgul olduğunuzda rahatsız ediyorsa izin vermeyin.

Başta tuvalet eğitimi olmak üzere, beslenme, konuşma, uyku eğitimi bu dönemde önemlidir. Bunların her biri ayrı bir yazı konusu. Sorununuz varsa, ilgili konularda araştırma yapabilirsiniz, uzmanına danışabilirsiniz.

12- 36 aylık ve dolaylarında çocuklarda görülen bu aksiliğin, geçici olduğunu, üçüncü yaşını tamamladıktan sonra (bireysel ayrılıklar nedeniyle biraz erken ya da geç) giderek daha söz dinler, daha sevimli bir çocuk olacağını unutmuyor, moralimizi bozmuyoruz. Birbirinden farklı çocukların, farklı davranışlar sergileyebileceklerini de göz önünde bulunduruyoruz.

Çocuğumuzun tutturma ve ağlamalarıyla nasıl baş ederiz? Kriz yönetiminde; kesin, net, denenmiş çözümler, bir sonraki yazı “ÇOCUKLARDA KRİZ YÖNETİMİ”nde.

 

 

Alıntı kısımlar:

*    : Rasim BAKIRCIOĞLU,  Çocuk Ruh Sağlığı ve Uyum Bozuklukları (s.49)

**  :  Prof. Dr. Atalay YÖRÜKOĞLU, Çocuk Ruh Sağlığı (s.53-58)

***: Prof. Dr. Orhan ÖZTÜRK, Prof. Dr. N. Aylin ULUŞAHİN, Ruh Sağlığı ve Bozuklukları (s. 98)

 

 

 

 

14 Şubat 2020 Cuma

ÇOCUĞUMUZA SINIR KOYMA


Ülke sınırları, canlıların yaşam alanları, özgürlük vb. hepsinde bir sınırdan söz edilebilir. Canlılar kendi sınırlarında güvendedirler. Yani sınırlamanın birincil amacı o varlığın güvenliğidir. Herkesin belirli bir sınırları vardır. Kimse kendi sınırlarının ihlaline izin vermez. Bu yazımızda çocuğumuzun özgürlüğün sınırını ve eğitimsel yönünü incelemeye çalışacağız.

SINIR, yazıda işlenen eğitsel anlamıyla, çocuğumuzun özgürlüğüne koyduğumuz kısıtlamalardır.

 ÇOCUĞUMUZA SINIR KOYMANIN NEDENİ
 Yeteri kadar bilgi ve deneyime sahip olmayan çocuğumuzu, yanlış ve tehlikelerden korumak; kendine ve başkalarına zarar verebilecek davranışlarını engellemektir. Sınırlarla çocuk kendini güvende hissedecek, sınırlarla çocuğun gelişimsel gereksinimleri karşılanacaktır. Sınır ve kurala alışmamış çocuk, öncelikle ailesinin, sonra başkalarının sınırlarını ihlal edecek; ailesi ve çevresiyle anlaşmazlığa düşecek; onlarla çatışma içinde olacaktır. Çocuk sınırsızlık ve ailenin tutarsız davranışları nedeniyle şımarık davranışlar sergileyebilecektir.

Sınır ve kurallarla çocuk, yanlış, doğru, onaylanan,onaylanmayan davranışları seçecek, neyi yapıp neyi yapmayacağına karar verebilecektir.

Zamanla çocuk, sınırların kendi faydasına olduğunu test edecek, bize güveni artacak, sınırlamaları olumlu karşılayıp onlara uyacaktır.

ÇOCUĞUMUZA NE KADAR ÖZGÜRLÜK TANIYALIM; NE KADAR SINIR GETİRELİM?
 Bu konu, anne- babaların, hatta uzmanların bile zorlandığı konulardan. Öznel durumlara sınır koymak biraz zor.  Çocukların her biri, farklı ruhsal yapı ve farklı kişiliğe sahiptirler. Biz, bunların her birine aynı sınır ya da özgürlüğü tanıyabileceğimizi iddia edemeyiz. Ayrıca her kişinin ve her kültürün değer yargıları birbirinden farklıdır.  Farklı kültürlerde ve farklı değer yargılarıyla yetişen, birbirinden farklı kişilerin, çocuklarını yetiştirirken kendi ve kültürünün değer yargılarını göz önünde bulundurarak yetiştireceği açıktır.

 Sınırlama ve özgür bırakmada, denge oluşturmak önemlidir. Azı da çoğu da bir notada çocuğumuzu olumsuz etkileyebilmektedir.
ÇOCUĞUMUZUN SORUMLULUK VE ÖZGÜRLÜK SINIRI

Çocuğa Taşıyabileceği Kadar Sorumluluk Verilmeli, Fazlası Değil.
Çocuğun kendini geliştirebilmesi ve özgüven kazanması için taşıyabileceği kadar sorumluluk alması ve özgürlüğünü kullanması gerekecektir. Özgürlüğünü ve sorumluluğunu taşıyamayacağı, kendine ve başkalarına zarar verebileceği noktaya geldiğinde, özgürlüğüne sınır koyuyoruz. Örnekler:

ARKADAŞ EDİNME
Çocuğumuza arkadaş edinme ve seçme özgürlüğü tanıyoruz, hatta destekliyoruz. Ancak kendisine, başkalarına veya çocuğumuza kötü alışkanlık vb. her hangi bir zarar getirebilecek birisiyle arkadaş olmasına izin vermiyoruz.

SORUMLULUK ALMA
Çocuğumuz aile içerisinde fikrini söyleyebiliyor, kendi işlerini yapıyor, anne babaya yardımcı oluyor. Ancak aileyi yönetme sorumluluğunu alamıyor. Çünkü o sorumluluk, onun taşıyabileceği, kaldırabileceği bir sorumluluk değildir. Belli bir yaştan önce, yeterli deneyime sahip olmadan o işe kalkışır ve aile de izin verirse o aile zarar görür.

OYUN OYNAMA-FİLM İZLEME
Çocuğumuza bilgisayarda oyun oynamasına, televizyonda film izlemesine izin veriyoruz. Ne kadar süre izleyeceğine ve hangi filmleri izleyeceğine yaşını dikkate alarak sınır koyuyoruz. Çünkü belli bir süreden fazla izlemek, çocuğumuzun vücuduna, beynine, gözlerine zarar verebilecektir. Seviyesinin üzerinde şiddet vb. içeren filmler de çocuğumuzun duygularını, kişiliğini ve ruhunu olumsuz olarak etkileyebilecektir.

Yaşına uygun bir şekilde, bilgisayarda, oyuncaklarıyla ve dışarıda oynamasına;  verilen süreye uymak ve sonunda ortamı toparlamak koşuluyla izin veriyoruz.

NOT: Bir etkinlik bittikten sora çocuğumuzun sıkılmaması için başka etkinliğe yöneltmemiz gerekir.

EVDEN AYRILMA
Herkesin istediği şekilde seyahat etme özgürlüğü vardır. Bu özgürlüğü 3-4 yaşındaki çocuğumuza tanıyamayız. Gezi bir kenara dursun, onun sokağa çıkmasına bile izin veremeyiz. Çünkü bu onun kaldıramayacağı durumdur. Belli yaştan sonra onun sadece gündüz dolaşmasına izin verip akşamleyin döneceği saate sınır koyarız.

 Arkadaşının doğum gününe katılması vb. kurallarda esnemeler yapabiliriz. Ve gün gelir ki onun dünyayı dolaşmasını umursamayız. Çünkü biz, onun bu işin altından kalkabileceğini biliyoruz.

BASKINLIK DURUMU
Çocuğumuzun hem yönetilen hem yöneten bir kişilik kazanabilmesi için, evde çocuğa yeteri kadar söz hakkı tanınmalı, görüşlerine değer verilmeli, arada sırada baskın çıkmasına izin verilmeli. Ancak yeterli bilgi, deneyim ve olgunluğa sahip oluncaya kadar, çoğunlukla ‘son söz’ büyüklerde bitmeli. Kontrol tamamıyla sizde olmalı.

İSTEKLERİNİ YERİNE GETİRME
Çocuğumuz bize muhtaçtır. Halen yeteri kadar dürtülerini kontrol etmeye alışmamış, ilkel istekleri (nefis) güdümündeki çocuğumuz, bizden bazı isteklerde bulunup isteklerinin yerine getirilmesi için ısrarlı davranacaktır. Bu konuda hiç kimsenin tüm isteklerini yerine getirilemeyeceği açıklanmalı.

 Doyuma ulaşması için belli ölçülerde istekleri karşılanmalı. Yersiz istekleri yerine getirilmemeli. Nedeni açıklanıp ikna edilerek, dürtülerini kontrol etmeye alıştırılmalı. Burada bebeğimizin, tüm isteklerinin yerine getirilmesi gerektiğini unutmayalım.

YAPTIĞI DAVRANIŞTAN, GELECEKTE ÇOCUĞUN KENDİSİ VEYA BAŞKALARI ZARAR GÖRECEKSE O DAVRANIŞA ŞİMDİDEN KURAL, SINIR KONULMALI.
 Ör. Çocuğumuzun küçükken kendine güveninin artması için bize veya başkalarına vurmasını görmezden gelir, güreşte yeniliriz. Çocuğumuz bu yanlış davranışını alışkanlık haline getirecek; bizi dövmeye, başkalarına da saldırgan tavır takınmaya devam edecektir. Kendisinin yendiği babasına güveni azalacak kendini daha güvensiz hissedecektir. Ona baskı yapıp ezmediğiniz sürece sizin gücünüz onun için bir güvencedir. Her şeyde olduğu gibi burada da gerçekçi olunmalı. Çocuğun başkasına vurması, “Başkasına vurmak yok.” denip eli tutularak engellenmeli. Yoksa ileride bu sorunu çözmeniz oldukça zorlaşacak.

Bunun gibi başkasıyla oynarken ona zarar vermemesini öğütlüyoruz.

 NELERE SINIR GETİRİLEBİLİR?

Çocuğumuzun nasıl balkondan atlamasına,hiçbir koşulda izin vermiyorsak, mümkün olduğunca kendisine, başkasına zarar gelebilecek diğer davranışlarına da sınır koyuyoruz
.
Çocuğun sınırsız sayıda davranışına sınır getirilebilir.Etkili olabilmesi için en aza indirgememiz gerekir.

Kurallarla ilgili açıklama ve ilkeler, tümüyle “sınırlamalar” için de geçerlidir. Önceki yazıda açıklanmış olduğu için yeniden açıklanmayan,  “sınır koyarken, uygularken nelere dikkat etmemiz gerektiğine” göz atmak için, parantez içindeki renkli başlığı, (ÇOCUĞUMUZA KURAL KOYMA) tıklamanız yeterli.

SON SÖZLER
Hiçbir şekilde çocuğumuzu aşağılamıyoruz, ağır cezalardan(hatta ceza uygulamamak daha iyi) kaçınıyoruz. Çünkü çocuk cezadan bir şey anlamaz. Cezanın artısından eksisi fazladır.

Çocuk hata yaptığında, onun kişiliği değil, hatalı davranışı eleştirilmeli.

Çocuğumuzun deneyim kazanası için, koyduğumuz kural ve sınırlamalara uymadığında, onun bazen küçücük bedeller ödemesine göz yumuyoruz. Sorumluluğun kendisinde olduğunu hatırlatıyor, başka şeyleri suçlamasına izin vermiyoruz. Ne demiş atalarımız?.. “Bir musibet, bin nasihatten iyidir.”

Çocukla ilgilenen kişinin; sakin, net, kararlı, dengeli, tutarlı, sabırlı, demokratik tavrı, inatlaşmayı azaltır; karşısındakini sakinleştirir; çocuğun kural ve sınırları öğrenmesini sağlar.

Çocuk sizin kararlı olduğunuzu, kuralın kesin olduğunu anlayıncaya kadar; kuralı delme, ödün koparma deneyimlerine devam edecektir.

Kurallara ve sınırlamalara karşı gelen, ağlayan, isteğinde direten çocuklara bazı yöntemler uygulayarak onların sakinleşmelerini, kural ve sınırlara uymalarını sağlayabiliriz. Bu önemli konu,  yeni bir yazıda, ÇOCUKLARDA KRİZ YÖNETİMİ'nde ele alınıyor. 14.02.2020

Dursun BİLGİN

4 Ocak 2020 Cumartesi

ÇOCUĞUMUZA KURAL KOYMA


   İki kişilik bir toplumdan Dünya toplumlarına kadar, toplumları ayakta tutan biricik temel, kurallardır. Toplum nasıl yönetilirse yönetilsin; ister monarşik, ister demokratik olsun, en ilkelinden en gelişmişine kadar, o toplumun ayakta kalabilmesi için, belirli kuralları benimseyip o kurallara uymaları gerekir. Bir arada yaşayan sadece iki kişi bile, belirli kuralları belirleyip o kurallara uymasalar aralarında anlaşamazlar.
Dini, vicdani kurallar, gelenek- görenekler, yasalar, görgü, trafik, oyun, sınıf, futbol, olimpiyat kuralları vb. tüm kurallar o toplumun yararınadır o toplumun bel kemiğidir.
Kurallarla özgürlüğümüzün kısıtlandığını sanırız. Oysaki özgürlüğümüzü kurallar sayesinde kullanabiliyoruz. Bir kargaşa ortamında özgürlüğünüzü ne kadar kullanabileceğinizi düşünebilirsiniz.
Kurallarla toplumda bir düzen sağlanır, karmaşa giderilir.
 Çocuklar, her oyuna başlamadan önce oyun kurallarını açıklar sonra oyuna başlarlar. Kural bozanları da oyuna almak istemezler. Kurallara uyulmadan o oyun oynanmaz.
Bizler bile kurallarını bilmediğimiz toplumlarda bocalarız.
Aslında kendimiz için de, zihnimizde kurallar koyup uyguluyoruz
.
ÇOCUĞUMUZA NİÇİN KURAL KOYMAK İSTEMİYORUZ?
Çocuğumuza kural koyduğumuzda, çocuğumuzun özgürlüğünü kısıtladığımızı, ileride çekingen, uyuşuk biri olabileceğini, bizi sevmeyeceğini düşünürüz. Onun mutsuz olmasından korkarız.

KURALSIZLIK (ANOMİE)
“Fransız sosyolog Emile Durkheim, bireyin sanki herhangi bir toplumsal ve moral kural yokmuş gibi keyfince ve sınırsız olarak davranmasına ‘anomie’ (kuralsızlık) adını vermiştir.
Yapılan araştırmalarda kuralları yok sayma, normsuzluk durumunun bireyleri, toplumsal yasaları da görmezden gelerek, bencilleşmeye, içine kapanmaya, kendisine olan saygısını kaybetmeye, suç işlemeye hatta isyana yönelttiği saptanmıştır.”(E.Kalaycıoğlu)
Kuralsızlıkta, ilkel isteklerin ön plana çıkması, baskın kişi ve grupların oluşması, hak kaybı ve kargaşa söz konusudur bu da kimsenin kabullenemeyeceği bir durumdur. Tüm toplumsal sistemlerde yasalara saygı söz konusudur.
Şu anda kargaşa içinde olan toplumlarda asıl sorun, insanların kuralları tanımamaları yeteri kadar kurallara uymamalarıdır. Bunu nedeni de yönetim boşluğu, iyi yönetilememe ve halkın eğitimsizliğidir. Gelişmiş toplumlarındaki kural saygısını, diğerlerinde pek fazla göremezsiniz.

KURALSIZLIĞIN ÇOCUK AÇISINDAN ZARARLARI
“Ailenin kuralsız, gevşek tutumu sonucunda; bencil, sorumsuz, şımarık çocuk yetişmesi doğaldır.” (A.Yörükoğlu) Deneyimi olmadığı için çocuk ne yapacağını şaşırır; muallakta kalır. Kişi, alışkanlığını ömür boyu sürdürebilir. Bireyin; toplumdan dışlanma, çatışma ve olumsuz tepki görme olasılığı artar.
Yetişkin otoritesinin ve disiplininin bulunmadığı, tamamen özgür bırakılmış durumlarda tepkiler daha sık ve şiddetli biçimde ortaya çıkar. Sürekli kavga ortamı oluşur. Bu da aileyi huzursuzluğa sürükler.

KURAL KOYMANIN YARARLARI
Çocuk tecrübesiz olduğu için her zaman disiplin ve yönlendirmeye, çocuğun gereksinimi vardır. Çocuğun bu gereksinimi konulan kural ve sınırlamalarla karşılanacaktır.
Kurallar, çocukta sorumluluk hissini geliştirir. Toplumsal kurallara uyma, dürtülerini kontrol etme, işbirliği yapma, hatalarını keşfetme, düzeltme motivasyonunu artırır. Birey kurallarla kendinin değerli ve güvende olduğunu hisseder. (çocuklu dünya)
Sınırlar önceden belli ise çocuk ne yapacağı konusunda bocalamaz. Sınır ve kurallar getirilerek yapılması olası yanlışların önüne, yanlış yapılmadan geçilmiş olur.
 Hepimiz kurallarla, sınırlarla yaşarız. Çocuğumuzu kural ve sınırlamalara küçük yaşta alıştırırsak, onun hayata ve topluma uyumu kolaylaşır; neleri yapacağını, neleri yapmayacağını; doğruları, yanlışları bilen; kararlı, sağlıklı bir birey olur.
Kuralların benimsenmesi zaman ve kültürlere göre değişiklikler gösterebilir. Kişilerin kurallara bakış açıları farklı olabilir.

KURALLAR KONULURKEN DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR
Ev ve okul kurallarını, demokratik ülkelerde çıkarılan kanunlara benzetebiliriz. Kurallar, gereksinimleri karşılamak, ortaya çıkan sorunları gidermek amacıyla birlikte kararlaştırılıp uygulanmalı. Bu konuda evde ve okulda aşağıdaki hususlara dikkat edilmeli:
Kural belirlemeye çocuklar da katılmalı. Çocuklar da bir ölçüde büyükleri etkilerler. Özellikle çocuk ilkokula başladıktan sonra, evde ve okulda kuralların birlikte kararlaştırılması ve çocukların kararda yer almaları, çocukların kuralı daha kolay benimsemelerini sağlar. Kararda yer aldıkları için çocukların özgüvenlerini artırır.
 Üstten gelen “Şöyle olacaksınız” şeklindeki emir vb. kurallar tepki toplar, onlarda karşı gelme hissini uyandırır ve kolaylıkla benimsenmez.
Konulacak kuralla ilgili problem gündeme getirilerek, “Nasıl çözüm üretebiliriz?” diye onların fikirlerine başvurulur. Gerekirse okullarda oylama yapılabilir.
Kurallar, hep birden değil, zamanla ve gereksinimlere uygun olarak ele alınıp konmalı ve uygulanmalı. Evde veya sınıfta bütün kuralları bir anda gündeme getirmek, çocukların şaşırmalarına, sıkılmalarına, kurallara karşı tepki duymalarına ve kuralları benimsememelerine neden olur. Kurallar, çocuğun yaşına, durumuna, problemin çözmeye uygun olmalı, çocuğun gereksinimlerini karşılamalı.
Konulan kurallara, kural koymaya öncülük eden egemen kişi dâhil herkes uymalı. Çocuk söylenenden fazla, gördüğünü yapar. Kural yalnız çocuk için değil evdeki veya o toplumdaki herkes içindir. Kendimiz öncelikle o kurala uymalı, kurala uyduğumuzu çocuğa belirginleştirmeliyiz. Kuralı uygulayanlar hemfikir olmalı ve tutarlı davranmalıdırlar. Kendimiz kurallara uygun davrandığımızda, kural koymaya bile gerek kalmayacaktır.
Kural sayısı ne kadar az olursa etkileri o kadar fazla olur. Fazla kurallarla çocuk bunaltılmamalı.5-6 yaşındakine 5-6 kuraldan fazlasına gerek yok”(O. Aydın) . Çocuğu sürekli uyarmak tepkiye yol açar.

KURALLARI UYGULAMA
Çocuğun sakın bir zamanında kural net bir şekilde söyleniyor. Kural koymanın nedeni, yararları ve nasıl uygulanacağı açıklanıyor. Ara sıra kural hatırlatılıyor.
 Kriz anında kural konulmamalı. Sık sık kural değiştirilmemeli. Kuralda çocuğa fazla esnek ya da katı davranılmamalı.
Çocuğun farklı bir kişilik geliştirdiği dikkate alınarak, kendini geliştirebilmesi için yeteri kadar fırsat ve sorumluluk verilip ona özgürlük tanınmalı.
 Çocuk deneyerek öğrenir. Çocuğumuza, kendine ve başkalarına zarar vermeyecek şekilde basit hataları yapmasına izin veriyoruz.
Çocuk, çocukluğunu yaşayabilmeli; onu, kurallarla aşırı mükemmeliyetçiliğe zorlamıyoruz

KURAL KOYMAYA NE ZAMAN BAŞLANMALI?
Çocuklarda kural algısı, dört yaşından sonra yavaş yavaş gelişmeye başlıyor; ama bilişsel olgunluğa erişemediklerinden kurallara uyarken tutarsızlık sergiliyorlar. 6 yaşından sonra kuralların neden olduğunu neden uymaları gerektiğini anlamaya başlıyorlar. O anlamasa bile kuralar konmalı.(Anneysen)
İzlenimlerime göre (net değil) ortalama bir- bir buçuk yaş dolaylarında kurallara başlanabilir. Küçük yaşlarda, yanlışlara düşmeden; çocuğumuza sakin, net bir şekilde kuraları öğretirsek; kurallara alışmaları kolay olur. Kurallara erken başlanınca çocukla çatışmaya fazla girilmez. Alışılmış yanlışları düzeltmek ve yanlıştan vazgeçirmek, daha zordur.

KURALA UYUM SÜRECİ ZAMAN İSTER.
Kural öğretilir öğretilmez hemen çocuğun eksiksiz bir şekilde kurala uyması beklenemez. Çocuğun kuralı özümsemesi, alışması zaman alır. Çocukla hemen çatışmaya girilmemeli. Bu süreçte, vazgeçmeden, sabırla, kararlılıkla; bağırmadan, kızmadan, yalvarmadan kuralı çocuğumuza öğretmeye devam ediyoruz.

EVDE HANGİ KURALLAR KONMALI?
Birinci Derecede Önemli Olanlar
“Kendine, başkalarına, eşyalara zarar vermek yok.
Tehlikeli davranışlarda bulunmak yok.
 İzinsiz eşya almak yok.
 Bağırarak ve ağlayarak konuşmak yok.” (G. Erdoğan)
 Kimseye vurmak yok
Diğer Kurallar
Burada sınırsız sayıda kuraldan söz edilebilir. Aşağıda belirlenen bazı örnek kurallar, bağlayıcı değildirler. Her çocuk ve aile yapısı birbirinden farklı olduğundan, her aile gereksinimlerine ve çocukta görülen yanlış davranışlara göre farklı kurallar koyup uygulayabilirler.
Zamanında yemeğini yer, zamanında uyur. Sabahleyin kalktıktan sonra yüzünü yıkar. Yemekten önce ve sonra ellerini yıkar. Dişlerini fırçalar. Elbisesini kendi giyer. Yatağını, odasını, oyuncaklarını kullandıktan sonra derli toplu tutar. Sabahleyin günaydın diyerek büyüklerini karşılar. Toplumun ortak mallarına zarar vermez ve sınırsız.

ÇOCUĞUMUZ KURALLARA UYUMADIĞINDA NELER YAPABİLİRİZ?
Kurallara karşı gelen, ağlayan, isteğinde direten çocuklara bazı yöntemler uygulayarak onların sakinleşmelerini, kurallara uymalarını sağlayabiliriz. Bu önemli konu ayrıca yeni bir yazıda ele alınıyor.
Not: Bu yazı, özellikle ilkokul öncesi çocuklar göz önüne alınarak hazırlanmıştır.
Sonraki yazı: ÇOCUĞUMUZA SINIR KOYMA





27 Haziran 2019 Perşembe

YAZ TATİLİNDE 1.SINIFI BİTİREN ÇOCUKLARLA İLGİLENME


    Öğretmenlik yaptığım sıralarda, velilerimden sadece bir konuda yardımcı olmalarını isterdim. “Okumayı yeni öğrenen 1. Sınıf öğrencilerinin, yazın okumayı unutmaması hatta daha da geliştirmesi için yaz tatilinde çocuklarına yardımcı olmalarını.” Bu yazımızda bu konu üzerinde durmaya çalışacağız.
   Okula yardımcı olma bakımından ailenin çocuğa yapabileceği en önemli katkı,1. sınıf bitiminde çocuğa yapacağı yardımlardır. Birinci sınıf sonrası yaz tatilinde çocukla ilgilenilmeli, okulda yapıldığı gibi okuma, anlama, anlatma çalışmaları evde de yapılmalı.
      Yeni edinilen beceriler, çalışılmadığı sürece kolayca unutulur. Çalışılırsa giderek ustalaşılır; beyin onu iyice beller, artık çalışılmazsa bile unutulmaz. Çocuğun kazandığı okuma-yazma becerisinin unutulmaması ve gerilememesi için çocuğu o yaz çalıştırmak oldukça önemlidir.
    Bu konuda öğretmen ve velilerin işbirliği içinde olması önemlidir.
    
    Yararları
     Çocuk, okuma- yazma konusunda en başarılı ve atılım yapacağı çağdadır. Çocuğun bu özelliği değerlendirilmelidir. Her becerinin kolaylıkla kazanılacağı bir yaş grubu vardır. Ör. dil (konuşma), belli bir çağda; okuma-yazma farklı bir çağda daha kolay öğrenilir. O yaştan önce veya sonra o beceriyi öğretmeye kalkmak, büyük çoğunluğun başarısını olumsuz yönde etkiler.
     Çocuklar arasında bireysel farklar olmakla birlikte, çocukların okula alındığı yaşlar, onların en iyi bir şekilde okuma-yazma öğrenebileceği ve okuma yazmasını geliştirebileceği yaşlardır. Onları bu yıl günde 1 saat çalıştırmak, başka yıllarda yapılacak daha uzun süreli çalışmalardan daha etkili olacaktır.
     Kazanılmış beceriye ara vermek, o becerinin gerilemesine neden olacaktır. Bir beceri üzerinde, uzun süre çalışıldığı ölçüde ustalaşılıyor. Yazın okuma yazmaya ara vermeniz, çocuğunuzun gerilemesine neden olacaktır. Çocuğunuzun 1. Sınıf sonlarındaki durumuna gelmesi, öğretmenin bir iki ayını alacaktır. Hele okuma yazmayı unutması, onu oldukça gerilere taşıyacak; belki de 2. Sınıf programını yetiştirmeye çalışan öğretmen, çocuğunuzun okuma yazma öğretimiyle ilgilenemeyecek durum daha da vahimleşecektir.
     Yazın çalıştırdığınız takdirde, çocuğunuz yeni dönem başladığında, okula daha iyi uyum sağlayacak, özgüveni artacaktır. Yaz tatilinde derslerle ilgilenmeyip derslerden kopan çocuğun, okul başladığında derslere ısınması zaman alacaktır. Yazın çalıştırdığınızda, çocuğunuzun okuma ve anlama seviyesi artacak; dersler başladığında kendini arkadaşlarından daha ileride görecek. Bu durum onun ömür boyu başarısına önemli katkılar sağlayacaktır.
    Yazın okumak, dinlenmeye engel midir? Aşırıya kaçılmadığı sürece, zihinsel yorgunluk hissettiğinizde bırakmanız halinde, okumanın dinlenmeye engel oluşturmadığını belirtmek isterim. Yazın herkes okuyarak boş zamanlarını değerlendirebilir. Yazın yüzerek beden sporu yaptığımız gibi okuyarak da zihin sporu yapmış oluruz. Bu da zihin sağlığını koruyup geliştirmenin ve Alzheimer’i önlemenin yollarından biridir. Okuyarak eğlendiğimiz gibi birikimimizi de artırabiliriz.
     Çocuğunuz serbest okuma alışkanlığı kazanacak. Aslında oldukça gerekli olduğu halde, okullarda serbest okuma etkinliklerine fazla zaman ayrılamıyor. Bu açık, yaz tatillerinde kapanabilir. Bu konuda çocuğunuzu yönlendirdiğinizde, o ders kitapları dışında kitap okumaktan zevk alacak. Böylece bugünkü sınavlarda ve yaşamda gerekli olan; hızlı okuma, anlama, yorumlama becerilerinin gelişimine katkı sağlanmış olacaktır. Merkezi sınavlardaki yükü, şimdiden hafifleyecektir.

1.sınıfçocuğunun masada çalışma resimleri ile ilgili görsel sonucu
  
    Peki, Nasıl Çalıştıralım?
    Çocuğunuz çalışırken onunla birlikte olun ve onu yönlendirin. Çocuk tek başına çalışmaktan hoşlanmaz. Yaptığı çalışmayı kendine angarya sayar. Çocuk kendini göstermek ve karşıdan “aferin” vb. olumlu dönütler alabilmek için başkalarıyla özellikle sevdiği kişilerle çalışmayı yeğler. Onun yaptığı çalışmaları sizde yapın. Sadece kendisinin çalışmadığını, sizin de çalıştığınızı görünce o, daha büyük sorumluluk hissedecek ve birlikte çalışmadan daha çok zevk alacaktır. Bazen siz okuyun, bazen o; bazen siz anlatın, bazen o. Dikkatler, birbirinizin üzerinde olsun. Aşırıya kaçmamak koşuluyla “aferin, güzel okudun, iyi anlattın” gibi olumlu geri bildirimlerinizi esirgemeyin. Aaa! Nasıl yaptın vb. dönütlerle şaşkınlığınızı belirtin. Çünkü onlar, size sürpriz yapmaktan, sizleri şaşırtmaktan oldukça zevk alırlar. Ayrıca eline çakarak onu gururlandırabilirsiniz.
     Ağırlık okumaya verilerek okuldaki gibi anlatma, anlama (metinle ilgili soruları yanıtlama), dramatize (oyunlaştırma) çalışmaları yaptırılabilir. Okumasının hızlanması için aynı paragraf arka arkaya birkaç kez okutulabilir. İki satırı geçmeyecek şekilde, 1-2 sözcüğü okuyup onları bakmadan yazma çalışmaları yaptırılabilir.
      Bazı çocukların, yazarken, işin kolayına kaçıp okumadan harf harf bakıp yazmaya eğilimleri vardır. Böyle çalışma, çocuğun satırdaki görme açısı daraltacağı için, onun okuma hızında yavaşlamasına neden olabilir. Okulda ve evde bu konuya dikkat edilmeli; okumadan, tek tek harflere bakıp yazmaları engellenmeli.

     Dikkat Edilecek Noktalar
    Çalışmalarınıza, onu teşvik ederek, onda merak uyandırarak başlayın. Metindeki resimleri incelemek, metinle ilgili sorular vb. etkinlikler onda merak uyandırabilir ve kendi isteyerek okumaya başlayabilir.
    Dikkati dağıldığında çalışmayı bırakın. Çalışması için aşırı baskı yapmak, uzun uzadıya çalıştırıp bıktırmak, tek başına çalışmaya zorlamak kesinlikle yarardan öte zarar getirir; çocuğun okumaya karşı, ‘kalıcı olumsuz tutum’ geliştirmesine neden olabilir.
     Sabırsızsanız ve ikide bir çocuğa kızacaksanız bu işe başlamayın. Çocuk, anlayamadığı konu, yapamadığı veya beceremediği eylemler karşısında ona kızsanız da en ağır cezayı verseniz de yine yapamaz. Hepten bocalar, özgüveni sarsılır. “Yapamıyorsun” diye kızmak yerine, o işin nasıl yapılacağını, seviyesine inerek öğretmek gerekir.
     Çocuğun içine korku düşürecek, kötü alışkanlıklara yönlendirecek ve okuyunca anlayamayacağı kitapları okutmayın. Kişinin anlayamadığı kitapları okuması, onun anlama yeteneğinin körelmesine ve dikkatini toparlayamamasına ve sonuçta o kişide, okumada dikkat bozukluğuna neden olur; okuma zevki azalır.
     Sizdeki okuma bozukluklarından çocuğunuz etkilenebilir. Çocuk gördüğü, duyduğu her şeyi örnek aldığı için onun yanında metni en iyi şekilde okuyunuz. Olabilir ya kusurlarınız varsa sadece rehberlik yapın anlama anlatma çalışmalarını birlikte yürütün
     Birinci sınıf çocukları, resimli olay yazılarını (masal, öykü vb.) okumaktan zevk alırlar. Böyle kitaplar bulamazsak eski ya da yeni birinci sınıf okuma kitaplarındaki metinlerden yararlanabiliriz.

     Çalışmaya Ne Zaman Başlanmalı?
     Çocuğun okul yorgunluğunu üzerinden atabilmesi için derslerin bitiminden sonra 5-10 gün çocuk çalıştırılmamalı, ders konusu konuşulmamalı. Çok geç başlamak da iyi değildir. Derslerden tamamen kopan çocuk zevkli bir şekilde çalışmalara başlayamaz.
    Dinlenebilmesi için yeni dönemin başlamasına 5-10 gün kala çalışmalar bırakılmalı.

     Çocuk günde kaç dakika çalıştırılmalı?
     Çalışılacak süre her çocuğun yapısına göre değişmekle birlikte, bence günde 30’ar dakikalık iki çalışma yeterlidir. Çocuğun dikkat durumuna göre, onu bıktırmamak koşuluyla bu süreyi biraz artırıp eksiltebiliriz. Çocuğu sıkmamak için başlangıçta 10 dakikalık bir çalışmayla başlanıp süre giderek artırılır.
     Çalışmaların, çocuğun zihninin en açık olduğu saatlerde yapılması idealdir. Çalışmalar günün farklı saatlerinde yapılabildiği gibi toplanmış dikkati sürdürmek için iki çalışma arasında 15 dakika ara verilip arka arkaya da uygulanabilir.
      Başlangıçta etkinliklerden biraz sıkılan çocuk, zamanla sorumluluk yüklenecek, kendindeki gelişmeyi görerek çalışmalardan zevk alacaktır.
     Çocuğunuzun hayatını önemli derecede etkileyecek bu çalışmada, size ve çocuğunuza başarılar dilerim.

     Sonraki yazı: ÇOCUĞUMUZA KURAL KOYMA

19 Ocak 2019 Cumartesi

KARNE ALAN ÇOCUĞUMUZA NASIL DAVRANMALIYIZ?



    Karne, çocuğun ve ailenin yaşamını etkileyen önemli bir olaydır. Karne süreci, iyi yönetildiğinde aile ve çocuğa faydalı olabilmesine karşın, bazen de çocuğu hayal kırıklığına sürükleyip onda ruhsal yaralanmalara neden olabilmektedir.
    Öncelikle karnelerde verilen not sistemini tanıyıp sorgulayalım:
    Not sistemi bir çeşit yarışma şeklidir. Not sistemi, öğrenciyi faaliyete teşvik etmek için oluşturulmuş, onu kendisiyle ve arkadaşlarıyla yarıştıran bir sistemdir. Yarışmada kullanılan puanlar, burada not adı ile kullanılır. Yarışmalardaki sıralamalar gibi not sisteminde de çocuklar aldığı notlara göre bir çeşit sıralama oluştururlar.
    Not Sisteminin Faydaları
    Not sisteminde öğrenci, arkadaşlarından veya önceki puanlarından daha yüksek puan almak için çaba gösterir, çalışmalara katılır; böylece başarısını artırır.
    Günümüzün toplumsal yaşam düzenleri, bir ölçüde rekabet ve yarışmaya dayalıdır. Küçük yaştan itibaren yarışma ve rekabet koşullarında yetişen çocuğun, ileride yarışma ve rekabete dayalı toplumsal düzene uyum sağlaması kolaylaşır. Yarışmaların faydalarına karşın olumsuz yan etkileri de vardır.
    Not Sisteminin Olumsuz Yanları
    Sınavdan ve sınav sonucunda alınan puanlardan, sınava katılanların tümü önemli ölçüde etkilenebiliyorlar.
    Sınıfta düşük not alan çocuklar; arkadaşları ve öğretmeni karşısında mahcup olabiliyor, ailesinin ve çevresindeki diğer kişilerin notlarını beğenmeyeceğini düşünerek kaygılanabiliyorlar. Bazı çocukların kendilerine güvenleri azalıyor. “Başarabilecek miyim?” korkusuyla herkeste bir sınav kaygısı oluşabiliyor.
         Çocuklar, bilgilerini artırıp geleceklerini güvence altına alma düşüncesinden çok, yüksek not alma telaşına düşüyorlar.
      Not sistemi sınıfta ayrımcılığa neden oluyor. Sınıfta iyi notalan öğrenciler kıskanılabiliyor. Hatta bazılarından nefret ediliyor. Kimi öğrenciler, örnek öğrenci olarak popüler oluyor; kimi öğrenciler de küçümsenip alay konusu olabiliyorlar. Böylece not nedeniyle öğrenciler arasında ayrımcılık oluşuyor, bazı çocuklar istenilmeyen bazı duyguları yaşayabiliyorlar.
    Sınav ve not sisteminden, durumu iyi öğrenciler de etkilenebiliyor. Notlarıyla bağdaştırarak bazen kendilerini yanlış algılıyor ve olumsuz davranışlar sergileyebiliyorlar. Ör: Bazı öğrenciler şımarık davranışlar sergileyebiliyorlar. Kimilerinin başarının verdiği sarhoşluk içerisinde çevrelerinden beklentileri artabiliyor. Bazen de “ileride bu kadar başarılı olamazsam, çevrenin gözünden düşerim.”gibi düşüncelerle kendilerinde kaygı oluşturabiliyorlar.
    Not sisteminin bu olumsuz etkilerinden çocuklarımızı uzak tutmak için, aile ve öğretmenlere önemli görevler düşmektedir. Bu konuda ailelerin neler yapabileceğini bu yazımızda incelemeye çalışacağız.

    Not sistemi güvenilir bir ölçme aracı mıdır? 5 kg. bir ağırlığı hangi terazide tartsanız aynı gelir. Bilgi ölçmenin tam geçerli bir tekniği, birimi veya sınırı yoktur. Her öğretmenin önemsediği, değer verdiği konular birbirinden farklı olduğundan, bir öğrenci farklı öğretmenlerden tamamıyla aynı notu alamaz. Benzer biçimde, farklı okullarda, farklı coğrafyalarda çalışan, farklı devirlerde ve farklı kültürlerde yaşayan öğretmenlerin hepsinden aynı ölçüde not vermeleri beklenemez.
    Ancak her bir öğretmenin, sınıfındaki öğrencilerini, kendi ölçütlerine göre, en ufak bir ayırım yapmadan en objektif şekilde değerlendirdikleri kuşkusuzdur. Öğrencinin aldığı not nedeniyle öğretmenini suçlamanın, bir anlamı ve faydası yoktur. 
  Notlar, çocuğumuzun gelecek hayatındaki başarısının bir göstergesi midir? Bilgili olanların ve bilgilerini kullanmasını bilenlerin, toplumsal hayatta biraz daha iyi yerlere geldiklerini bir genelleme yapmadan söyleyebiliriz. Bunun yanında yüksek notları olmadıkları, hatta okul yüzü görmedikleri halde; bilimde, politikada, iş ve sanat hayatında ve sayamadığımız diğer alanlarda başarının zirvesine çıkmış, şu an hepimizin örnek verebileceği pek çok kişi vardır. Derslerde başarılı oldukları halde, çalışma hayatında başarıda zorlananlara da rastlanmaktadır. Kişilerin her alan ve koşulda aynı başarıyı sergilemeleri olanaksızdır.
    Ders notları, çocuğumuzun zekâ ve yeteneğinin bir ölçüsü müdür? Ders notları ile bilgi dağarcığımızın, bazı yetenek ve becerilerimizin o zamanki güncel durumu sınırlı olarak değerlendirilir. Beynimizin kapasitesi sınırsızdır. Çok az ve sınırlı bilgi- becerileri ölçmekle beynin tüm kapasitesini anlamak olanaksızdır.
     Bir çocuğun bazı derslerden başarısız olması, onun yeteneksiz ve başarısız olduğunu kanıtlamaz.  Tekniğine uygun, planlı programlı olarak çalışan bir çocuk, kendisinden zeki, ancak çalışmayan bir öğrenciden daha yüksek puan alabilir.

KARNE ALAN ÇOCUĞUMUZA NASIL DAVRANMALIYIZ?
    Herkesin hayatta başarabileceği ve severek yapabileceği bir iş veya başarılı olabileceği bir alan kesinlikle vardır. Çocuğumuzun ders notlarına bakarak, çocuğumuzu ya da kendimizi ümitsizliğe sürüklememiz uygun bir davranış değildir. Herkesin yetenek ve kapasitesine uygun ve severek yapabileceği bir iş kesinlikle vardır. Çocuğumuzun hayata olumlu pencereden bakması, kendini güvende hissetmesi, gelecekten kaygılanmaması ve güdülenerek çalışmaya odaklanması için, çocuğumuzu, sürekli bu umut ve beklenti içinde yetiştirmeliyiz. Kişi yeteneğine ve isteğine uygun bir işte çalışabilir, yeteneğine uygun iş kurabilir. Yeteneği az olan kişiler, yaptıkları işte; eğitildikçe, çalıştıkça ustalaşabiliyorlar. Çocuğa, altından kolaylıkla kalkabilecekleri sorumluluklar verilmeli; iş yapma zevk ve alışkanlığı kazandırılmalı
    Herkesin kaldırabileceği belli bir yük vardır. Kişiye en ağır cezayı verseniz bile belli bir ağırlıktan fazlasını kaldıramaz. Kişinin yapamayacağı şeyleri zorla yaptırmaya kalkmak, ona işkencedir, onu istismar etmektir. Çocuktan beklentilerimiz, onun başarabileceği sınırlar içinde olmalı. Çocuk başarılı olmak için elinden geleni yapıyorsa, ona kimsenin herhangi bir söz söylemeye hakkı yoktur. Çocuğumuzu, olduğu haliyle benimsememiz en doğrusudur.
    Karnesiyle gelen çocuğu nasıl karşılamalıyız?  Çocuğumuzla karşılaştıktan sonra hemen onun karnesine bakmak, çocukta karnenin kendisinden değerli olduğu kanısını uyandırabilir. Çocuğunuzla karşılaşınca önce onu sevin. Sonra birlikte karnesini inceleyebilirsiniz, aşırıya kaçmadan olumlu geri bildirimlerde bulunabilirsiniz; ancak önerilerinizi bir başka zamana bırakmanız uygun olur. 
  Karneye bakarken sadece başarısız derslere odaklanmayın. Karneye bakarken sadece olumsuzları görmek, hayata da dar olumsuz pencereden bakmak demektir. Çocuğun karnesine bakarken öncelikle olumlu dereceler değerlendirilip çocuk ruhsal yönden hazırlanmalı. Özellikle çocuğun davranış notları, önemsenmeli.
    Uygun tepki: Çocuk başarılı da olsa, başarısız da olsa çocuğa yaklaşımda aşırıya kaçınmamalı. Aşırı yergi onu üzdüğü gibi, aşırı övgü de onda sizin beklentilerinizi karşılayamama korkusunu oluşturabilir.
    Çocuğunuzu başkalarıyla kıyaslamayın. "Her öğrencinin kendine göre bir gelişim hızı ve sekli olduğundan çocuğunuzun karnesindeki dereceleri ve sonucu başka öğrencilerinkiyle karşılaştırmak süretiyle kendi çocuğunuzu yermek veya övmek doğru olmaz." (Eski bir karneden alıntı)
    Özellikle çocuğunuzu kendi çocukluğunuzla kıyaslamanız çocuğunuzu güvensizliğe sürükler, evde sürtüşmelere neden oluşturur.
    Karnesi başarısız olan çocuk cezalandırılmalı mı? Çocuğumuzun ruh sağlığı, notlarından çok daha önemlidir. Kırık notlarından dolayı çocuğumuz, yeteri kadar zaten mahcup kalmıştır. Hiçbir cezanın, çocuğun onurunu kırıp ruhsal durumunu zedelemekten başka işe yaramayacağını unutmayalım. Çocuğa karşı fiziki ve sözlü şiddetten uzak duralım.
    Peki, ya ödül… Çocuk kendisi ve geleceği için çalıştığının bilincinde olmalı. Kendisi için değil de, ödül için çalışan çocuk, biraz zorlandığında, “Ödülü almasam da olur.” deyip geri çekilebiliyor. Kendi ve geleceği için çalışan çocuk, zorluklardan yılmıyor; zorlukları aşıp hedefe doğru uygun adımlarla ilerliyor.
    Maddi ödüldense, manevi ödül, çocuğu daha çok etkiler. Maddi ödüle alışan çocuk her zaman bir beklenti içinde olabiliyor. Maddi ödül için söz verildiğinde, verilen söz yerine getirilmeli
    Başarısızlığın nedeni olarak sadece çocuk görülmemeli. Çocuğun okuldaki çalışmalara içtenlikle katılması, sorumluluklarını yerine getirmesi okul başarısı açısından önemlidir. Bunun dışında çocuğun eğitiminde etkili olan aile, çevre, okul gibi etmenlerin, çocuğun başarısında her birinin önemli etkileri vardır.
     Ailede uygun çalışma ortamının olamaması, bir arkadaşının onu olumsuz yönde etkilemesi, okuldaki olanakların kısıtlılığı, çocuktaki duygu bozukluğu vb. etkenler, çocuğun başarısını olumsuz yönde etkilemiş olabilir.
    Başarısızlık, sadece çocuğun değil bir aile (hepimizin) sorunu olarak görülmeli, ona göre çözümler üretilmeli.
    Başarısızlık nedenleri üzerinde durulmalı, onun kişiliğine dokunulmamalı. “Sen tembelin birisin.” gibi çocuğun kişiliğini olumsuz yönde yargılamak, sorunu çözmek yerine daha büyük yaraların açılmasına, içinden çıkılmaz bir hal almasına dönüşür. Çocuk tembel olduğuna inanarak hepten tembelleşebilir. Çocuğun başarısızlık nedenleri üzerinde durularak, nedenler ortadan kaldırılabilir. 
    Çocuk eğitiminde “sevgi” yönteminden yararlanma: Anne-babasını, öğretmenini seven çocuk, onları hiçbir şekilde üzmek istemez. Çocuk yaramazlık yapmadığı gibi, başarılı olmak için elinden geleni yaparak, onların gözüne girmek, onlardan olumlu dönütler almak ister. Bunun yolu, çocuğumuzu koşulsuz sevmek, onunla gereği kadar ilgilenmek ve ondan yapabileceği kadarıyla başarı beklemektir.
    Çocuğun başarı seviyesini yükseltmek için neler yapılmalı? Anne-baba çocuğuyla görüşüp, sorunun, hepsinin ortak sorunu olduğunu, sorunu beraberce çözümleyeceklerini çocuğa açıklamalıdırlar.
    Sorunu ortaya çıkaran nedenler saptanıp ortak hal çareleri düşünülmeli. Sorunu ortaya çıkaran nedenler araştırılıp giderilmeli. Bu konularda öğretmen ve rehber öğretmenden yararlanılmalı.
    Bilgili olmanın yararları, anlatılarak çocuk isteklendirilmeli. Nasıl çalışacağı, okulda nelere dikkat edeceği açıklanmalı:  “Çocuk okuldaki çalışmalara tüm dikkatiyle katılmalı. Öğrendiğini pekiştirmesi ve unutmaması için derslerde not tutmalı ya da öğretmenin tutturduğu notlara çalışmalı. Gereği kadar tekrarlar ve alıştırmalar yaparak unuttuğunu hatırlamalı. Bilmediği konuları araştırmalı, sorup öğrenmeli.” vb konu ve teknikler aile ve okul tarafından çocuğa öğretilmeli.
    Sözün özü: Çocuğumuzun daha iyi yerler gelmesini istiyorsak, onu eleştirmek yerine, ona  fırsatlar sunmalı, aşırıya kaçmadan onu çalışmaya, okul ve evdeki sorumluluklarını yerine getirmeye teşvik etmeliyiz.
     Sonraki yazı: OKUDUĞUMU ANLAMIYORUM
    Teşekkürler, hoşça kalın.


6 Ekim 2018 Cumartesi

AİLEDE ÇOCUK EĞİTİMİNİN PÜF NOKTALARI



Anne- baba, bakıcı, eğitimci, herkes... Kaçırılmayacak bir yazı! Başlıklara bakmanız bile yeterli..

GİRİŞ

Çocuğun eğitimini; aile okul, çevre, aile ve çevrenin toplumsal ve ekonomik durumu etkiler.

Büyüdüğünde çocuğumuzun olumsuzluklarından yakınmamak için, onu bilinçli bir biçimde küçük yaşlarda eğitmeliyiz. Onun sağlıklı bir ruh ve kişiliğe sahip olması, kendisine vereceğimiz eğitimle gerçekleşecektir. Biz eğitmezsek; o, başkalarından etkilenir. Çocuğumuz istediğimiz gibi olmaz, bize de pişmanlık kalır.

Etkili bir çocuk eğitimi için, bazı bilgi ve teknikleri, bilmek ve uygulamak gerekir. Bu konuda kurslara katılmak ya da araştırma yapmak büyük önem taşır. Bilinçsiz eğitimle, yine çocuğumuz yanlışlıklara sürüklenebilir ve eğitimden istenilen sonuç alınamaz. Bu kapsamda ciltler dolusu kitaplar yazılıyor. Bloğumun ana temasını da bu konular oluşturuyor.

Bu yazıda, ailede iyi bir çocuk eğitimi için,  kısaca bazı ipuçlarını vermeye çalışacağım.


EĞİTİMDE AİLENİN ÖNEMİ

Aile, çocuğun en çok etkilendiği ve onun eğitiminden, bakımından birinci derecede sorumlu kurumdur.

“Çocuk, insan ilişkilerini belirleyen anlaşma, uzlaşma, bağlılık, işbirliği gibi olumlu nitelikleri evde kazanır. Anlaşmazlık, çekişme çatışma gibi olumsuz durumlarda takınacağı tutumları da evde öğrenir.” (Atalay  Yörükoğlu)

Çocuğun tüm kişisel, bilişsel ve ruhsal özelliklerinin temeli ilkokul öncesinde atılmaktadır. En çok öğrenme, 0-6 yaş arasında gerçekleşmektedir.

Nitelikli bir kişilik için, ilkokul öncesi dönemdeki (0-6 yaş) eğitim, okuldaki eğitimden daha önemlidir. Okullardaki eğitimi önemseyip büyük uğraşılar verirken, nedense çocuğumuzun altı yaşından önceki eğitimini, fazla önemsemeyiz. Oysa çocuğumuzun sağlıklı bir kişilik kazanabilmesi, okul öncesi eğitimle, özellikle ailenin verebileceği nitelikli bir eğitimle mümkündür.

“Çocuk karakterinin tamamına yakınını, kişisel ve bilişsel özelliklerinin % 80’ini yedi yaşından önce tamamlar.”(kaynak: internet, Serap Duygulu)

Psikanaltik kurama göre, insanın ruhsal gelişimi, 0-3 yaşları arasında anneyle (veya annenin yerini tutan kişiyle) ilişkiler içinde biçimlenmektedir. Freud'a göre "Yetişkinin davranışını, çocukluğundaki fazla doyum ya da doyumsuzlukları nedeniyle saplanıp kaldığı içgüdüleri yönetmektedir." (Rasim BAKIRCIOĞLU, Çocuk Ruh Sağlığı ve Uyum Bozuklukları)

Kendi kültürümüzden bir söz: “Ağaç yaş iken eğilir.” atasözümüz, çocukların küçükken eğitilmeleri gerektiğini; büyüdükçe eğitilmelerinin zorlaşacağını en veciz bir şekilde dile getirmemiş midir?

Çocuğu, hatalı davranışa sürüklememek önemlidir. Ancak çocuk herhangi bir hatalı davranışa başlamışsa, hatalı davranışlar, ne kadar erken yaşta düzeltilirse çözüm o kadar kolay olur. Tekrarlanan davranışlar -yanlış da olsa- zamanla alışkanlık haline gelecektir.

Küçükken iyi eğitilmemiş bir kişiyi, okulda ve sonraki aşamalarda düzeltmek oldukça zor bir durumdur.

Bireyin kişilik eğitiminde, aile ön plandayken, bilişsel eğitim ve çocuğu hayata hazırlama bakımından okulun önemi de yadsınmayacak bir gerçektir.

 Ailede iyi eğitilmiş çocuk, çevreden gelen olumsuzluklardan fazla etkilenmez. Aile vereceği eğitimle, çevreden(arkadaş, TV, internet vb.) gelebilecek olumsuzlukları en aza indirebilir, hatta tümüyle ortadan kaldırabilir.

Görüldüğü üzere insanın; zihinsel, ruhsal, sonuçta kişisel yapılarının büyük bölümü yedi yaşından önce şekillenmekte... Biz, bu önemli yapıların, en uygun biçimde şekillenmesini ve gelişimini sağlamak için, okul öncesi eğitime gereken önemi vermeliyiz. Bu anlamda çocukla ilgilenecek kişiler, gerekli eğitimden geçirilmeli. Kreş, gündüz bakım evleri ve anaokulları yaygınlaştırılıp daha iyi hizmet vermeleri sağlanmalı.

AİLEDE ÇOCUĞUN EĞİTİMİ NASIL GERÇEKLEŞİYOR?

Anne karnındaki çocuk, annenin yemesinden, içmesinden, onun duygusal durumundan, kullandığı ilaçlardan vb. etkilenir.

Her çocuk, kendine özgü kişilik özellikleri ile dünyaya gelir. Bunun üzerine ilk çocukluk ve diğer evrelerde; aile, okul ve diğer çevreden aldıkları ve kendi deneyimleri ile edinilen bazı özellikler onun kişiliğine eklenir. Bunların olumlu ya da olumsuz olması, çocuğun kişilik yapısını etkiler.

Aile, çocuğuna istediği şekli verip yetiştirebilir. Burada çocuğu çamurdan yapılmış bir heykele benzetecek olursak; Çocuğun doğuştan getirdikleri= çamur, 1-6 yaşına kadar çocuğa verilenler= istenilen şekilde yapılan heykel, 7 yaş ve sonrasında verilenler= heykelde yapılan düzeltmeler, rötuşlar olarak düşünülebilir.

Aile, istediği şekilde çocuk yetiştirebilmek için, ona olumlu davranışlar kazandırmaya çalışırken olumsuz davranışları edinmemesi için savaşım verir.

AİLEDE ETKİLİ BİR EĞİTİMİN PÜF NOKTALARI

Aile içerisinde bir çocuğun sağlıklı bir şekilde eğitilip gelişmesi için şu noktalara dikkat edilmeli:

Çocuğunuzla ilgilenin. 
Dünyaya adım atmasıyla çocuğun eğitimi de başlar. Ör. Doğumdan sonra annenin bebeğini kucağına alması, emzirmesi (biberon vermesi),sevmesi çocuğa hemen başlangıçta bir güven duygusu aşılıyor. Çevresine olan güven duygusunun temeli o an atılıyor. Karşıt olarak çocukla ilgilenilmezse, gereksinimleri karşılanmazsa, çocukta bir tedirginlik ve güvensizlik duygusu daha ilk gün ve ilk saatlerden başlamış oluyor.

Çocuklar kendileriyle ilgilenildiğinde ve kendilerine gereken değer verildiğinde, kendilerini rahat hissediyorlar, mutlu ve özgüvenli oluyorlar. Bunun için onları sevin, onlarla oyun oynayın ya da oyuna yönlendirin; onlarla konuşun ve sorularını yanıtlayın. Siz ilgilenin, o açılsın. En iyi gösterileri TV’den değil ondan izleyin.

Bebeğinizi; kucağınıza alın, sevin, okşayın. Bebeğinize gülün; onunla konuşun; ona şarkılar, ninniler söyleyin.

Çocukla ilgilenmek, sürekli onunla beraber olmak değildir. Gözünüzün onda olması koşuluyla, onu oyun vb. farklı uğraşılara yönlendirerek siz kendi işlerinize bakabilirsiniz.
,
Bir yaşını tamamlayana kadar çocuğun tüm isteklerini yerine getirin, tüm gereksinimlerini karşılayın
Sağlıklı bir ruh ve kişiliğe sahip olması için, öncelikle doğumdan sonraki birinci yıl, sonra ikinci ve üçüncü yıllar, çocuk için büyük önem taşır. İlk yıl çocuğun bütün istekleri karşılanmalı. Onun herhangi bir ruhsal yara almaması için gereken özen gösterilmeli. Bebek gerektiği şekilde beslenilip bakılmalı, korunmalı ve sevilmelidir.

Bir- bir buçuk yaşından sonra, aşırıya kaçmadan kural ve programlara yavaş yavaş başlanılabilir.

Çocuklarınıza iyi model olun. Hatalarınızı itiraf edin. 
Tüm çocuklar iyi bir taklitçidirler ve sevdiklerini daha çok taklit ederler. Çocuğumuz, öğrettiklerimizden çok bizi taklit ederek davranışlarımızı öğrenir, kişiliğine katar.

Çocuğumuzu isteğimize uygun olarak eğitebilmemiz için; biz yani çocuğun yakınındaki kişiler, çocuğumuzun nasıl olmasını istiyorsak onun yanında öyle davranmalı veya öyle görünmeliyiz. Doğaldır ki hatasız olmak olanaksızdır. Böyle bir durumda, çocuğumuzun, hatalı davranışımızı öğrenmemesini istiyorsak, hatalı davranışımızı çocuğa itiraf etmeliyiz. Yapılan hatadan sonra, “Bu davranışımla sana kötü örnek oldum.” denildiğinde çocuk, doğru davranışların yanında, hatalı davranışları da seçmeye başlayacak. Hatalı olduğunu bildiğinden o davranışı benimsemeyecek ve yapmak istemeyecektir. Hata her zaman tekrarlanmadığı sürece, bu tutumumuz; bizi çocuğumuzun gözünden düşürmez; tam tersine o bizi daha çok sever.

Çocukların Cinsel Kimlik Oluşturmalarında Ailenin Önemi

Anne-babayı örnek alıp onlarla özdeşleşmelerinin diğer bir önemi, çocukların kendi cinsel kimliklerini oluşturmalarında ortaya çıkmaktadır. Kızlar, annelerine bakıp onu taklit ederek; erkekler, babalarına bakıp onunla özdeşleşerek cinsel kimlik oluşturacaklardır. Yani onlara benzeyerek kız veya erkek olmayı benimseyip o cinsten olmalarından kıvanç duyacaklardır.

Çocukların, ileride cinsel kimlik karmaşası yaşamamaları yani kendi cinsel kimliğini(kız veya erkek olmayı) tam benimsemeleri ve durumlarından memnun olmaları için, anne- babanın bu konuda iyi örnek olması önemlidir. Ayrıca ebeveynlerin çocuklarını; cinsel kimliklerine göre yönlendirmeleri, onları uygun şekilde eğitip kız ya da erkeğe uygun ruhta yetiştirmeleri büyük önem taşımaktadır.

Çocuğunuzun yanında konuşurken olumsuz şeylerden söz etmeyin. 
Çocuklar gördüklerini örnek alırlar. Bunun yanında, işittiklerinden kendilerine göre ilginç bulduklarını da zihinlerine kaydederler. Bunlar, doğrudan onun için söylenen sözler olmayabilir. Çocuk, bir şeyle oyalanırken bile; büyükler, TV, radyo vb. nesnelerden gelen konuşmalara kulak asarlar. Onlar, bir ölçüde duyduğu konuşmalardan aldıkları iletilere koşullanır, onları doğru kabul eder, zihinlerine yapıştırırlar.

Çocuklar, aldıkları iletilerin niteliğine göre etkilenebilir ve bunları davranışlarına yansıtabilirler. Çocukların aldıkları iletiler, olumlu ise onlar olumlu olarak etkilenirken mesajlar olumsuzsa çocuklarda olumsuz yönde etkilenebilirler. Ör. Çocuk, anne-babanın kendi aralarındaki konuşmalarında “herhangi bir yemeği sevmedikleri” mesajını almışsa, o da ileride o yemeği sevmeyebilir. Herhangi bir kaynaktan ağza alınmayacak sözleri duyan çocuk o sözleri sonraki zamanlarda kullanabilir. Ailesinin, o sözleri kullandığı için kızacağını bilemez. Çocuk duyduklarını mantık süzgecinden geçiremediği için, işittiği gibi algılar.  Onları, büyüklerden duymuşsa çocuğa göre o sözler; ilginç, doğru ve güzeldir. O sadece kopyalama, yapıştırma ve yapıştırılan dosyayı açma işlemini uygulamıştır.

Kazandırılacak bilgi ve beceriler, çocuğun yaşına uygun zamanlarda verilmeli; bu konuda onun yetenekleri de göz önünde tutulmalı. 
Aralarında küçük bireysel farklılıklar olsa da, normal çocuklarda, her bilgi ve becerinin kolaylıkla kazanılacağı bir yaş vardır. O yaştan önce ya da sonra çocuğa verilecek bilgi ve beceriler, çocuğu olumsuz yönde etkileyebilir ve çocuk başarılı olamaz. Bu konuda onun yetenekleri de dikkate alınmalı, ondan yeteneğinin üzerinde büyük iş beklenmemeli. Ör. 4 yaşındaki normal bir çocuk,  okuma- yazmaya zorlanmamalı. Zamanında tuvalet, konuşma, sayma vb. eğitimlere geçilmeli.

Çocuğunuzun toplumsal yaşama uyum sağlaması için evde demokratik bir yaşantı oluşturun.  Evde birlikte kararlar alınıyor. Birlikte kurallar konuyor, sınırlar çiziliyor. Herkes kural ve kararların kendi yararına olduğunu biliyor ve kural ve kararlara uygun davranıyor. Ailenin bir yöneticisi var. Gelecekle ilgili planlar birlikte yapılıyor. Çocuğun ve ailedeki diğer bireylerin görüşlerine değer veriliyor. Çocuk hep edilgin değil, o da doğuştan gelen yapısı ve özellikleriyle anne-baba tutumlarına bir ölçüde yön veriyor. Ailede sevgi, saygı, hoşgörü ortamı var. Aile bireyleri, neşeli ve dayanışma içinde...

Böyle demokratik bir ortamda yetişen çocuk; girişken, kendini ifade eden, uyumlu, başarılı bir birey oluyor.

Baskınlık Durumu
Çocuğun hem yönetici hem yönetilen bir kişilik kazanması için, orta yol izlenmeli. Hep onun dediğinin olması da zararlı, hiç olmaması da.  Bu bakımdan istekleri belirli ve makul ölçülerde karşılanmalı, isteklerinin karşılanmama nedenleri anlatılmalı. Tartışmalardan ara sıra galip çıkmasına izin verilmeli.
Böyle demokratik bir aile ortamında yetişen çocuk; girişken, kendini ifade eden, uyumlu, başarılı bir birey oluyor.

Çocuğunuzu çevreye ve topluma alıştırın. 
Sürekli evde büyüyen ve dışarı çıkarılmayan çocuk, sonradan dışarı çıktığında toplum ve diğer çevreden ürker ve tedirgin olur. Çocuğunuzu arada sırada toplum içine çıkarın. Arkadaşa alıştırın. Dışarıda oyun oynatın. Ona çevre incelemesi yaptırın.

Tutarlılık
Çocuğunuzun bocalamaması ve hangi davranışının kabul görüp görmediğini anlayabilmesi için anne-babanın ve diğer bakan kişilerin çocuğa karşı tutarlı davranmaları gerekir. Çocuğun farklı zamanlarda sergilediği olumlu ya da olumsuz davranışlarına karşı söylemlerimiz ve tepkilerimiz aynı olmalı.

Harçlık Sorunu
Çocuğa yaşına ve aile bütçesine uygun harçlık verilmeli. Bütçesine uygun harcama ve artırım alışkanlığı kazandırılmalı. Onun ileride uygulayacağı para politikasının temelleri, şimdi uyguladığımız eğitim ve uygulamalarla atılacaktır.

ÇOCUĞUNUZU RUHSAL SARSINTILARDAN UZAK TUTUN

 Çocuk ne kadar küçükse, aldığı ruhsal darbenin yarası o kadar büyük olur. Ruhsal sarsıntıya uğramaması için büyükleri önemsediğimiz halde küçük çocukları önemsemeyiz. Onların her şeyi unuttuğunu sanırız. Oysa durum tam tersinedir.

Psikanalitik kurama göre, çocuk yaşadığı acıları beynine gömüyor. Kurama göre deyişle çocuk yaşadığı acıları bilinç dışına bastırıyor. Unutulmuş gibi gözüken ve çocuğun hatırlayamadığı bu acı kalıntılar sonraki zamanlarda çocuğun davranışlarını dolayısıyla onun kişiliğini olumsuz yönde etkileyebiliyor. Kişi bu durumun farkında olamıyor. Büyükler, ruhsal yaralanmalardan bu denli etkilenmiyorlar.

Yine aynı teoriye göre, erişkin ruh hastalıkları; çocuklukta çekilen doyumsuzluklar, örseleyici yaşantılar ve saplantıların derin izlerini taşırlar. Aldığı ruhsal darbenin uzun süreni ve şiddetli olanı çocuğu daha fazla etkiler.

Çocuğun kısa süreli ağlaması, bilinçli ağlaması, sinirlenmesi, kısa süreli duygulanmalar vb. her normal insanın yaşayabileceği yoğun olmayan, basit duyguları çocuğunuz da yaşayabilir.


ÇOCUKLARI RUHSAL YÖNDEN SAĞLIKLI BİR BİREY OLARAK YETİŞTİRMEK İÇİN

Onu şiddetten uzak tutun. 
Çocuk her türlü fiziksel ve ruhsal şiddetten uzak tutulmalı. Aşırı baskı yapılmamalı. TV ve bilgisayardaki şiddet sahnelerinden etkilenmemesi bu cihazlara bağımlılaşmaması için; çocuk, ailenin rehberliği ve gözetiminde yaşına ve ruhuna uygun film izlemeli, oyun oynamalı.

Çocuğun film ya da oyunlarda gördüğü kahraman ve olaylardan etkilenmemesi için; en azından “oyun ve filmdeki kahramanların,  olayların gerçek olmadığı, sadece insanları eğlendirmek için insanlar tarafından tasarlandığı” bilgisi verilmeli.

Çocuğunuzun yenemeyeceği korkuları onun içine sindirmeyin. Onları sonradan herhangi bir takıntıya sürükleyecek söylem ve davranışlara yer vermeyin
Çocuğu korkutarak eğitmek, yarardan çok zarar sağlar. “Susmazsan öcü alır seni götürür.” “Hastalığımın nedeni sensin.”vb. söylemler çocuğu korku ve kaygıya sürüklerken; “İşe giderken önümden uğursuz biri geçti. İşlerim yolunda gitmedi” gibi gerçek dışı boş sözler de kişinin kendinde olan takıntıyı çocuğa bulaştırır.

Çocukların yanında kavga etmeyin. 
Çocuğun ruhunu örseleyen bir durumdur. Kötü örnek olarak, çocuğu kavgacılığa yönlendirir. Çocukta, ortada kalma endişesinin oluşmasına, korku vb. yoğun duygular yaşamasına neden olur.

Başkalarına kızıp hırsınızı çocuktan çıkarmayın. 
Geçerli bir nedenden dolayı çocuk, kendisine kızılmasını normal karşılayabilir.  Ancak eşine kızma veya yaşanan olumsuz bir durum nedeniyle hırsını çocuktan çıkarma, çocuğun hak etmediği bir durumdur. Bu durum, çocuğu duygusal yönden olumsuz etkileyeceği gibi, onun kişiliğinin bozulmasına da neden olabilir.

Çocuk ayrılıklardan etkilenir. 
Boşanmalar, bakıcıların sık sık değişmesi, annenin ayrılığı ya da yoksunluğu; çocuktaki tedirginliği artırıyor, güven duygusunu zedeliyor. Bunun için çocuğa bakan kişilerin, ondan uzun süreli ayrılmaması önerilir. Ancak zorunlu ayrılma durumlarında çocuk, yeni duruma ruhsal olarak hazırlanmalı; ayrılanın yerini tutan kişi aradaki boşluğu kapatmalı.

Çocuğa, en güvenli limanın aile olduğunu öğretin. 
Tüm olumlu uğraşılarında ailenin arkasında olduğu belirtilmeli. Olumsuz davranışlarının, özellikle başkalarına zarar veren davranışlarının ailece onanmayacağı; kendi hatalarından kendisinin sorumlu olduğu,  bu konularda dikkatli olması gerektiği çocuğa öğretilmeli. Buna karşın başının sıkışması, “benim halim ne olacak” dediği anlarda, ( durumu aileyle paylaşmanın oldukça sakıncalı olduğunu bilmesine rağmen), ilk sığınacağı güvenli limanın aile olduğu kendisine söylenmeli.

Birazda kısa kısa… 
Çocuğa sorumluluk verin, uğraşılarında özgür bırakın. Onu kendinizle ve başkalarıyla karşılaştırmayın. Onu aşağılamayın,aşırı da korumayın. Her çocuğa, onun durumuna, kişilik yapısına göre özel davranın.

ÖNEMLİ SON NOT: Şu an açıklayacağım konunun doğruluğunda iddialı değilim. Ancak şu ana kadar edinmiş olduğum izlenimlerime göre, eğitimde hatta psikolojide atılacak adımlarda, “ORTA YOL” izlenmeli. Yani her yapılacak eylemin dengeli ve gerçekçi olması önemli. Her şeyin aşırısından ve azından beklenilen yarar gelmeyeceği gibi bazen zarar da gelebiliyor. Ör. Çocuğu ne kadar çok seversek daha mutlu olacağını, kişiliğine olumlu katkılar sağlayacağını düşünebiliriz. Oysa az sevilen çocukta özgüven ve özsaygı gelişiminde engellemelere rastlanırken, aşırı sevilen çocukta da özgüven gelişiminde gerilemeler söz konusu olabiliyor. Normal, sürekli ve gerçek sevgi ise çocuğu doyuruyor ve ondaki özgüven ve özsaygı gelişimini olumlu yönde tetikliyor.

 Kişinin özgüveninin gelişiminde, sadece sevginin yeterli olmadığını, birçok farklı etkenin özgüven gelişiminde etkili olduğunu da hatırlatalım.

Kalın; esenlikle, mutlulukla...

Dursun BİLGİN

Güncelleme: 18/02/2023